Super User

Super User

Küçükmuhsine Köyü Kültür Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği  Başkanı İbrahim SOYTÜRK, 18 Mart Çanakkale Zaferi Haftası ve Şehitler Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

 

Küçükmuhsine Köyü Kültür Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği  Başkanı İbrahim SOYTÜRK, İstiklal Marşı'nın kabulünün 94. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı.

Salı, 10 Mart 2015 22:28

Dernek Kuruluşu

 

Küçükmuhsine Köyü Kültür Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği kuruluş belgeleri 10/03/2015 tarihinde Konya Valiliğine teslim edilmiştir. Hayırlara vesile olsun.

Pazartesi, 09 Mart 2015 20:27

Kurucu Dernek Yönetimi

 

İbrahim SOYTÜRK Osman ŞAHİN Mevlüt ALTUNTAŞ Osman YİĞİTBAŞI
Başkan Başkan Yardımcısı Sayman Sekreter
0554 228 49 62 0533 730 84 52 0533 521 74 16 0505 476 12 72
Mustafa IHLAMUR  Abdurrahman İNANIR  Mevlüt ERSOYTÜRK Ahmet İŞCAN
 Üye Üye Üye Denetçi
0539 431 82 79 0542 841 34 23 0533 499 81 63 0536 871 78 65
   
Fatih ÖZDEMİR Veli SELÇUK    
Denetçi  Denetçi    
0535 546 15 51 0507 309 08 80    
Pazartesi, 09 Mart 2015 20:10

Köy Tanıtım

Friedrich SARRE

 

Küçükasya Seyahatnamesi (1895 Yazı)

Küçükmuhsine Köyü

Yol Tokalı (Takkeli) Dağ’ın eteğinden dolaşarak ve bir dizi kurumuş su yatağı ile geniş bir volkanik curüf alanından geçerek Sürek Ovası adlı yeşil ve verimli bir ovaya iniyor. Sürek Ovası’nı da güçlü bir nehir olan Başara Su (Ulu Çay) suluyor. Bu nehir aşağıda ki Konya’ya da akan ve şehrin suyunu borçlu olduğu nehir çünkü Başara  Su sıcak aylarda kurumuyor. Daha sonra sağımızda yer alan küçük vadiye döndük ve kısa sürede Keçimuslu köyüne [Keçimuhsine, Küçükmuhsine] geldik.

Takriben 200 haneli köyün ortasından söğüt ağaçlarıyla çevrelenmiş küçük bir ırmak akıyor ve her iki tarafta yüksekliği 100 metreyi bulan dağ sıraları zemine dimdik iniyor. Bu dağların yüzeyine bir sürü mağara oyulmuş ve bu oyuklar kayaların içindeki diğer bir dizi mağaraya açılıyor. Bu mağaralar yerli halk tarafından ahır veya depo olarak kullanılıyor. Mağaraların bazıları eskiden mezar odası olarak kullanılmışa benziyor. Bu manzara insanın üzerinde müthiş ve ilginç bir etki yaratıyor. Kaya duvarlarının örten ve sadece mağara ağızlarının karalığı tarafından kesilen gri ton, kayalığın dibindeki köy evlerinde de devam ediyor. Ve insan mağara evlerinin nerede bitip, aynı taştan yapılan küp şeklindeki köy evlerinin nerede başladığını kestiremiyor. Kaya duvarlarında ki mağara girişleri gibi, evlerin koyu renk pencere boşlukları ve ahşap kirişlerin taşıdığı verandalar da duvarların tekdüze renginden ayrılıyor. Sadece kare planlı ve sade bir yapı olan caminin duvarları beyazlatılmış ve bu duvarlar tek renkli manzarada bir kesinti meydana getiriyorlar. Caminin bir yanından yükselen sivri damlı küçük ahşap kule, minare işlevi görüyor.

Manzara, akşam olup dolunay ortalığı neredeyse gün gibi aydınlatırken özel bir karaktere bürünüyor. Bize mola yeri olarak tavsiye edilen küçük evin damında uzun süre oturarak önümüze serilen ilginç manzarayı seyrettik.

Bu köyün kadınlarının hemen hemen hiçbirinin peçe takmaması ve erkeklerin bakışlarından kaçmaması dikkatimizi çekti, ama çok az sayıda ki haremlik ve selamlık olarak ayrılmış yerlerde kadın-erkek dağılımının çok büyük eşitsizlik gösterdiğini de defalarca gözlemledik. Yörük kızlarında peçe takma adeti hiç görülmez, ama burada karşımızdaki halk Türk’tü.

Zaptiyemize ve hizmetkârımıza, gideceğimiz yerlerde elişleri satın almak niyetinde olduğumuzu ve bunu her yerde yöre halkına duyurmaları talimatını verdiğimizden, akşamüzeri bize göstermek için getirilen nakış işlerinden satın alıyorduk. Az sayıda gezginin uğradığı bu çevrede iyi alışveriş yapma umudunu taşıyorduk. Alışverişi sonucu vardırmak genellikle zor oluyordu, çünkü insanlar o kadar yüksek fiyat talep ediyorlardı ki, sattıkları malın değerini kendilerinin de bilmediğini veya zaten “eski taşları” çok sevdikleri için pek de normal bulmadıkları yabancıların, mantık dışı fiyatları ödeyeceklerini sandıklarını düşünmeye başladık. Böyle durumlarda kabul edilir bir fiyatı hedeflemek ve malı ele geçirmek zor oluyordu, çünkü Türk köylüsü utanç duygusundan ötürü bir kere vermiş bulunduğu fiyattan çok aşağı inmiyordu. Bize uygun görünen yol, önce bizim düşük fiyatı teklif etmemiz ve bu fiyatın reddedildiği hallerde fiyatı bizim artırmamız oldu. Nitekim bu yöntemle çok ucuza alışveriş edebildik. Yalnız, akşamüzeri fiyatını çok yüksek bulduğumuz için satın almak istemediğimiz bazı malların, ertesi sabah oradan ayrılırken daha ucuza bırakıldığı da oldu.

7 Temmuz günü saat sekize çeyrek kala Keçimuslu’dan ayrıldık, Başara Su vadisine geri döndük.

HALICILIK

Küçükmuhsine (Keçimuhsine) dokumaları İçin bkz. 1. Kocadağ, "Konya Küçükmuhsine Malı ve Cicimleri", Türk Halk Kültüründen Derlemeler,1994, Kültür Bakanlığı, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara, 1996, s. 73- 83.

Konya yöresinin ünlü halı dokuma merkezlerinden biri de Küçükmuhsine (Keçimuhsine) yöresidir. Eski örnekleri daha çok, Karapınar civarında hataplı halı veya hataplı kilim diye bilinen, üst üste yerleştirilen mihraplardan meydana gelen desenleriyle tanınır. Halk arasında, bu motifin hayat ağacını sembolize ettiği ve İslâm inancına göre de, dallardan her birinin tarikatın derecelerini gösterdiği kabul edilir (Res.28).


Keçimuhsine halılarının yeni dokunan Örnekleri yatak halısı, duvar halısı, namaz seccadesi ismiyle bilinir. Yörede cicim teknikli dokumalar da yaygındır. Dokumanın malzemesi yündür. İğ ile iplik haline getirilen yünler gelep hâline getirilerek boyanır. Renklerinde, halkın deyimiyle, "kırmızı, kara mavi, kara yeşil, vişne çürüğü, siyah, demiri kahverengi, beyaz, açık yeşil, hava rengi (mavi), cevizi yeşil, açık mavi ve göğ (boyanmamış siyah ve beyaz renkli koyun yünü)" hakimdir. Bir halı, yine,halkın deyimiyle, "kara su (dar kenar), san su (geniş kenar), şapdal (zemin çerçevesi), çörekler, göl, ayna, üzlük, tosbağa (göbek)" bölümlerinden meydana gelir. Bunlardan her biri farklı desenlerle bezenir. Halk arasında motife nağış (nakış) denir. Nahşlar İçinde çiçek, sıçan dişi (ince, dar su), tosbağa (kaplumbağa), Haççanın suyu, çakı, el motifleriyle, gurt (kurt), örümcek, deve figürleri görülür.

Pazartesi, 09 Mart 2015 20:09

Muhtarlarımız

ADI SOYADI GÖREV YAPTIĞI YILLAR
Muammer ODABAŞI      
 Hasan GÜNASLAN     
 Ziya ÖZDENİZ     
  Mehmet Ali ŞAHİN  1999  2004 
 Mustafa ÇEVİKKOL   2004 2009 
Hasan  BOZKURT  2009  2009 
 Hasan KARAGÜL  2009 2010 
 Muammer ODABAŞI 2010  2014 
 Mustafa ÇEVİKKOL 2014  Devam Ediyor 
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
   

 

Pazartesi, 09 Mart 2015 20:05

Komik Hikayeler

2 alacağına 1 Al Bari 

Kütüklü Velilerden Yunus Amcam Lise zamanı sınavlara çalışıyor gecesini gündüzüne katıp sınava giriyor ve düşük not alıyor. Eve gelip annesine çalıştım çalıştım yine 2 aldım deyince Leyla Ninem ne bilsin garibim. Hay oğlum az daha çalışaydında 2 alacağına 1 alaydın bari diyor.

Soba 

Eskiden köyümüzdeki evlerin çoğunda bugün ki şöminelerin atası olan ocaklar vardı. Bu ocaklar hemen hemen her odada olur ve hem ısınmak hem de aydınlatma aracı olarak kullanılırdı. Hala bazı evlerimizde duvarda yeri belirli olarak görülmektedir.

Günün birinde köyün zenginlerin biri Konya’dan soba diye bir şey getirir. Evlerine kurar doldurur ve yakar. Konu komşu bu yeni şeyi merak eder bakmaya gelir ve köyde bir söylentidir başlar. Vay efendim falanca bir soba getirmiş eve kokusu yok isi yok. Pek iyi bir şey falan diye konuşulur. Sobayı yeni gören hemşerimizin bir diğerine anlatırken kantarın topuzunu kaçırır.

“ Falanca soba diye bir şey getirmiş şehirden kumluğa kuracan maşaallah köyü ısıdır”.

Gramofon 

Eskiden köyümüzde oda kültürü vardı. Şimdilerde pek kalmadı sadece yukarı mahalle Hacı Ömer Ağa odasını koruyabildi. Bayramlarda falan bayram yemeğini hala orda yerler. Köy odalarında köye gelen misafirler ağırlanır, köy meseleleri konuşulur, akşamları gençler buralarda toplanır eğlenirlermiş.

Eski zamanlarda köyden ancak okumak veya askere gitmek için çıkılırdı. Maşallah bizim köyümüzden o zaman da okuyan çoktu şimdide. Köyden okumak için çıkanlar şehirden köye yenilikleri taşırlarmış. Şehirde okuyan gençlerimiz yaz tatillerinde köye gelir hem ailelerine yardım eder bağda bostanda hem de akşamları odalarda öğürleri ile otururlarmış. Şehirden gramofon alan bir hemşerimiz odada arkadaşlarına gramofon dinletiyormuş. Tabi şimdiki gibi tek CD’de 130 şarkı yok taş plakta 1 şarkı. Plağın bir tarafını dinler sonra çevirip diğer tarafını dinlerlermiş. Tabi buda sık sık çevirmeyi gerektiriyor. Bu çevirme işine bozulan hemşerimiz.

“Lan şu plağı sini gibi yapsınlar da çevirip durmayalım” demiş.

  

Çayıra Çakılan Kedi

Altına barajının üstündeki mevkii Molloğlu yeri olarak bilinir. Sanırım eskiden burası Konya zenginlerinden Molloğlu lakaplı birine aitmiş. Sonraları köyden kişiler almış. Molloğlu atlarını getirip eski tarlasına çakar otlatırmış.

Buna kızan bir hemşerimiz evdeki kedisini alıp yola koyulmuş. Kediyle gittiğini gören köylülerimiz sormuşlar

- Hacı nereye gidersin böyle kediyle diye?

Hacı cevaplamış;

- Molloğlu yerine kedi çakmaya, onun atları yiyeceğine çayırı bizim kedi yesin.

 

Peygamber

Yukarı mahallenin imamı köylümüz olan Ahmet (Afat) amcaya çok takılırmış. Bir gün Hacı Ömer Ağa odasının önünde otururken Ahmet Amcaya takılmış;

- Ahmet Amca Peygamberimiz (s.a.v) Tepeköy'lü diyorlar doğru mu ? demiş.

Ahmet Amca kızarak cevap vermiş;

- Git işine hoca Tepeköy'den Peygamber mi çıkar olsa olsa bizim köylüdür.

 

Taybe'ninkinden Olsun

Köyden Konya'daki akrabalarına oturmaya gelen bir grup hemşerimiz akrabalarında sohbet ediyorlarmış. tabii kalabalık bir akraba topluluğu olunca haremlik selamlık oturulmuş.

Sohbetler edilirken ev sahibi hanım kahveleri getirmiş. Herkes kahveleri yudumlamış.

Taybe teyze Konya'da yaşadığı için bittikten sonra "Ziyade olsun" demiş.

Köyden gelen akrabası ne dediğini anlayamamış ve kıvrak zekasını çalıştırıp;

 "Taybe'ninkinden olsun" demiş.

 Horoz

Köylülerimiz yaz aylarını eskiden yaylada geçirirlerdi. Bütün büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar sürüler halinde yaylaya götürülürdü. Koyunlarını ve ineklerini sürü halinde götüren bir hemşerimiz tavuklarını ve horozunu da yaylaya sürerek götürmek istemiş.

Tabi ki horoz sağa sola kaçmaya başlamış. Hemşerimiz kızarak söylenmeye başlamış;

“Eri bilin geci bilin maravının yolunu niye bilmen” demiş.

(Eri bilin geci bilin: vakitli vakitsiz ötmeyi bilin) 

Haddini Bil

Köyün koyunlarını otlatmak için koyunu olan herkes sırasıyla koyunları otlatmaya götürür. Geceleri ağıllarda kalınır. Çobanlar orda kendi yemeklerini kendileri yaparlar. Mustafa Çavuş Hasan Hüseyin Emmi’de bir arkadaşı ile ağılda yemek yapmışlar yiyecekler. Her şey hazırlanmış kurulmuşlar sofraya. Tam kaşıklar çorbaya gidecekken çorbanın içine bir sinek düşmüş. Hasan Hüseyin Emmi hemen kaşığı daldırıp çorba ile birlikte sineği yutmuş ve;

“Haddini bil” demiş.

 

Bravo 

Köyümüze elektriğin yeni geldiği zamanlarda akşam veya yatsı namazını kılmak için camiye toplanmışlar. Namaz başlamış, kılınırken elektrikler gitmiş. Namaza devam etmişler ve o esnada elektrikler yeniden gelmiş.

Kabakçı Mustafa Amca kendini tutamamış ve bağırmış.

“ Bravoooooo”.

Ne yapacan işe yaramazı

 Mor İsmail Mehmet dede son zamanlarında artık hiç kimseyi tanıyamaz olmuş. Köylülerimizden Helmi dede de hem ziyaret edeyim hem de helallik alayım diye gelmiş. Lakin Mehmet dede tanımamış. Helmi dede sormuş

- Mehmet, Helmi’yi bilin mi?

Mehmet dede cevap vermiş.

- “Boşver ne yapacaksın işe yaramazı” demiş

Helmi dede kendini tutamamış.

- “Bra bra bra” demiş 

Cinler

 Köyümüzde yaşamış olan Hatıp Hoca cin taifesi ile ilişkiler içinde bulunan bir zaatmış. Birçok işini cinlere yaptırırmış. Bu işlerden biride ektiği ekinlerin işlenip harman yerine toplanmasıymış.

Rivayete göre ekinlerin işlenmesine daha vakit varken Hatıp Hocanın ekinleri işlenip harman yerine toplanmış. Köylümüz bu işe şaşırmış ve Hatıp Hocaya sormuşlar;

Hoca cevap vermiş.

"Ben her sene ekinleri cinlere işletirdim, cinler bu sene tarlanın yanından geçerken nasıl olsa biz işleyecez deyip ermemiş ekinleri işlemişler" demiş.

 

Pazartesi, 09 Mart 2015 20:03

Çürük Elma Filmi

Köyümüzde ve köyümüz çocukları ile çekilen Çürük Elma Filmi

 

http://www.youtube.com/watch?v=W5FCKyO9pkU

Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi

 Araştırma kapsamına giren ikinci yöre olan Küçük Muhsine köyünde yün elde etmek amacıyla hayvandan kırkım işlemi Haziran ayında ve senede bir kez yapılmaktadır. Köyde yıkanan yünler önceleri taranırken günümüzde bu işlem dışarda para karşılığı yapılmaktadır. Taranan yünler iğlerle eğrilmekte ve ip haline getirilmektedir.

Yörede Istar'da denilen tezgahlar kullanılmaktadır. Bu tezgahların alt ve üst leventlerine yörede iğ denilmektedir. Köyde mevcut tezgah sayısı 10, yılda üretilen halı sayısı 30-50 civarındadır.

Eğrileri ipler "Gelep" adı verilen çileler haline getirilerek boyanması için şehre gönderilmektedir. Kullanılan boyalar kimyasaldır.

Çeyizlik halılar için yörede ipler, dokuyucular tarafından doğal boyalarla renklendirilmektedir. Yörede "Çöğen" denilen kök boya kırmızı ve kınalı sarı adı verilen koyu sarı renk elde edilmektedir.

Ayrıca sütleğen ve sarmaşık bitkisinden de san renk elde edilmektedir.Kök boyadan kırmızı renk elde etmek için boya maddesi yıkanıp kurutulduktan sonra ezilerk toz haline getirilmektedir.

10-15 Litre kadar yoğurt suyu içine 250gr. kadar şap ilave edilerek su kaynatılır. Yörede şap "Seğ"' olarak bilinmektedir.

Şapla kaynayan yoğurt suyuna "Gelep" adı verilen çileler atılarak kaynatılmaktadır. Boyanın daha iyi tutması ve renk vermemesi için yapılan bu işleme "Seğleme" "Açılama" denilmektedir. Seğleme işleminden geçen gelepler daha sonra kurumaya bırakılır.

Ezilen boya Meşe ağacı kabuklarının parçalanarak atıldığı su içinde kaynatılır, 1 kg. boyada 3'aklaşık lkg. kadar ip renklendirilmektedir.

24 Saat boya içinde bekletilen ip boyadan çıkarıldıktan sonra büyük baş hayvan idrarı içinde birkaç dakika bekletilmektedir. Bu işlem iplerin parlaması için 3'apılm aktadır. Yörede idrar elde etmek için sığır kullanılırken, özellikle camızın idrarı iplere istenmeyen bir görüntü verdiği için tercih edilmemektedir.

Bu işlemden sonra gelepler hemen yıkanarak kurumaya alınmaktadır. Koyu renk için 1 kg. ipe 1 kg. kadar boya kullanılırken boya miktarı az tutulursa kınalı sarı denilen ko3aı sarı renk elde edilmektedir.

Yine yörede sütleğen bitkisinden sarı renk elde edilmektedir. Yıkanan sütleğen bitkisi kaynatılarak ipler bu sujnın içinde bekletilmektedir.

Teknik olarak bu yörede de Gördes düğüm tekniği kullanılmaktadır, ilme sıralarından sonra aynı kalınlıkta iki bükümlü iplerin kullanıldığı, iki yada üç sıra argaç atılmaktadır. Tezgahtan çıkartılan halı, sadece çırpılmakta başka bir işlemden geçirilmemektedir.

Tezde köyümüzde incelenen 10 halının fotğrafları ve açıklamalarıda mevcuttur.

Köyümüzle ilgili kısım tezin 84. sayfasında halı fotografları ise 134. sayfa yer almaktadır. İncelemeniz dilegiyle. Saygılar.

Tez çalışmasının tamamını görmek için Tıklayınız.

Pazartesi, 09 Mart 2015 19:57

Şehitlerimiz

 

Konya Büyükşehir Belediyesi Şehitlik kayıtlarından ulaşılan bilgilere göre İstiklal Savaşı Şehitlerimizin listesidir.

Adı : AHMET
Baba : HASAN
Lakap :  DELİ HASAN OĞLU
Doğum Yılı : 1306
İl-İlce : SELÇUKLU
Bucak : SİLLE
Köy : KÜÇÜK MUHSİNE
Vefat Yeri : KEREVİZDERE DE
Vefat Tarihi : 30-04-1915
 
        1.DÜNYA/ÇANAKKALE
Askerlik Şube : SİLLE
Ordu/Kolordu/Fırka : 0/0/0
Alay-Tabur-Bölük : 10/1/3
Sınıf : PİYADE
Rütbe : ER
Özel Birlik : -

 

Adı : VELİ
Baba : MEHMET
Lakap :  
Doğum Yılı : 1306
İl-İlce : SELÇUKLU
Bucak : SİLLE
Köy : KÜÇÜK MUHSİNE
Vefat Yeri : 11.AĞIR MECRUHİN HASTAHANESİ
Vefat Tarihi : 06-07-1915
 
        1.DÜNYA/ÇANAKKALE
Askerlik Şube : SİLLE
Ordu/Kolordu/Fırka : 0/5/0
Alay-Tabur-Bölük : 4/4/13
Sınıf : PİYADE
Rütbe : ER
Özel Birlik : -

 

Adı : KÖMÜRCÜ HASAN
Baba : MEHMET
Lakap :  
Doğum Yılı : 1306
İl-İlce : SELÇUKLU
Bucak : SİLLE
Köy : KÜÇÜK MUHSİNE
Vefat Yeri : ÇİZAN
Vefat Tarihi : 30-03-1911
 
TRABLUSGARP
Askerlik Şube : KONYA
Ordu/Kolordu/Fırka : 0/16/0
Alay-Tabur-Bölük : 0/3/11
Sınıf : -
Rütbe : ER
Özel Birlik : -

 

Adı : SELAHATTİN YAMAN
Baba :  
Lakap :  
Doğum Yılı : 1946
İl-İlce : SELÇUKLU
Bucak : SİLLE
Köy : KÜÇÜK MUHSİNE
Vefat Yeri : MARDİN KIZILTEPE
Vefat Tarihi : 09-03-1975
 
 
Askerlik Şube : SİLLE
Ordu/Kolordu/Fırka :  
Alay-Tabur-Bölük :  
Sınıf : PİYADE
Rütbe : ASTEĞMEN
Özel Birlik : -
Page 15 of 16